| |
Tem 07

YAŞAM NEDİR ?
Gökyüzünde dünyayı yaşarken sonsuz özgürlüğümle birlikte,
yaşamı arıyordum ne olduğunu bilemeden… Bir su damlasıydım, güneşin ışıklarında renklerle oynayan, karanlıklarda
yıldızlarla konuşan… Mutluydum rüzgarla birlikte
maviliğe savrulurken, mutluydum kuşlarla kanat çırparken,
mutluydum gökkuşağı olup renkleri saçarken…
Yazının tamamını okuyun »
Haz 24

DUANIN GÜCÜ
Şükran Duymak da bir yaklaşım tarzıdır ve bizim müteşekkir olacak o denli çok şeyimiz var ki. Loise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, lütfen efendim der, paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.
John kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçere girerek Johna yaklaşır ve ben o kadının almak istediklerine kefilim der. Yazının tamamını okuyun »
May 21

Türkü, öldürülen Cemal’e, karısı Şerife tarafından yakılmıştır. Şerife, 90 yıldan fazla yaşamış, 30 Kasım 1993 günü vefat etmiştir. 14-15 yaşlarında Cemal’le evlenmiş, mutlu geçen birkaç yılı Cemal’in öldürülmesiyle sona ermiş, bu hadiseden sonra bir oğlu ile ortada kalmıştır. Bu hadisenin oluş şekli ve ona yakılan ağıtı/türküyü bana, Şerife’nin daha sonra evlendiği Hayrullah’tan olan oğlu İsmet Aksoy göndermiştir.* Cemal’in öldürülme hadisesi ve türkünün tam metni şöyledir:Ürgüp’ün Karlık köyünün eşrafından ve varlıklı bir ailesinden olan Cemal, kalleşlikle öldürülür. Herkesçe sevip sayılan Cemal’in ölümüne yanmayan kalmaz. Eşi Şerife acılarını yaktığı ağıtla hafifletmeye çalışır. Yetim kalan oğlu Mustafa da, birkaç yıl sonra hasat zamanı bir atın tepmesi sonucu ölmüştür.
Yazının tamamını okuyun »
Nis 27

Okuduğum bir şiirdeki gibi, soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçerken çocuk olmaktan, duymaktan nefret ettiğim sözler vardı ‘yolculuk nereye arkadaş?’ Hedefine saplanan bir kurşun gibi acı verirdi bu soru bana, çünkü gidişlerim genelde gurbeteydi.
Sinirli olurdum seyahat zamanları. Dönmek istediğimde sorunlar çıkarken, gitmem gerekince hiç aksamazdı otobüs tren seferleri, ayırmak için gelirler ve tam vaktinde giderlerdi.
Birde, ‘dışarıda yolcu kalmasın’ ı sevmezdim. Bunu söyleyene düşmanım gibi bakardım hareket vakti, oysa o sadece işini yapardı.
Yasladığım başımı ilk mola yerinde alırdım soğuk camdan, el sallayan sahte mutlu kalabalık gitmiş, bende bir başıma kalmış olurdum. Aslında giden sadece ben olurdum… Bunu fark etmekti olgunlukla içimi yakan. Bu yüzden ilk mola yerinde sinirli biri, dolmuşta inecek var diyenler gibi panik olurdum. İstemediği yemek zorla yedirilen aksi bir çocuk…
Yazının tamamını okuyun »
Nis 21

Tırtılların yaprakları kemirdiği o yaz akşamı… Serinliğinde kendimi kaybettiğim bahardan kalma bir kış günü…
Ellerime vuran keman telleri ve seni dinlemek içimdeki karanlıkta. İşte aydınlandığım an bu demek, her şeye ve herkese rağmen. Yenilmedim diyebilmek çirkinliklerime. Çirkinleştiğimi bilmek hayatla bir olmak için. Dizlerine kapanmak elde edebilmek için hayallerimi. Elde ettiklerimi küflü odalarda saklamak; kaybetmemek için. Kaybettiğimde yanmak, onları kazanmak için yaptıklarıma…
Hayat; tırnaklarıma bulaşmışken kesif kokulu çamurlar, daha fazlasına dayanamamaktır, dayanacağım kadar dayanmışımdır.
Kepenklerini kapattığında yaşanmışlıklarının, altından sızan gün ışığına hasret kalırsın geceler boyu. Biraz aralamak için tutuşur tenin. Bedenine isyan bayrağını çektiğinde, nefsine karşı ilk kez galipsindir. Kulaklarında yankılanır duymamak için direndiğin ne varsa. Sonrasında duyduğuna pişman olmadığını anlarsın. Nasıl da rahatlar ruhunda sıkışıp kalmış çocukluğun. Koşturursun eskimek bilmeyen merdivenlerinde geçmiş günlerinin. ve tırtılların yaprakları yiyişi gelir gözlerine. Hep karanlıkta kalmış anıların, aydınlığı o denli özlemiştir ki; sıkı sıkı tutunur sana. Bırakma dercesine takılı kalır görüntüler…
İşte o vakitler, kendimi anımsarım ve yitip gitmeye yüz tutmuş seni. O iskelede düşüşünü anımsarım. Benim sana nasıl koştuğumu, dizlerindeki kanı ve yüzündeki o derin acıyı… Seni öyle anımsarım. Hayatımda anımsanmaya değecek bir kaç andan birisin diye.
Yazının tamamını okuyun »
Ara 03

İyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük
bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm
sevgisini paylasir.
Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine
hayran… birakamaz bir türlü… Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar,
çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz
onu… Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir…
Ama adam bilir ki; “Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir” … Kelebegine
son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine
dogru…
Yazının tamamını okuyun »
Kas 20
Murat kendisini dünyanın en şanssızlarından biri olarak görüyordu. Ne zaman bir kızı sevse ya da bir kız onu sevse her zaman bir talihsizlik olur ve o ilişki hiçbir zaman olmazdı. Her zaman “Neden ben?” diye kendine sorar cevabını ise asla bulamazdı. Yaş 21 olmuştu ama bütün maceraları başlamadan hüzünle bitmişti ve tek bir kızla bile çıkamamıştı. Vardı bir terslik ama neydi bilemiyordu.Sorun kendisindemiydi ; kendisine göre değildi.yakışıklıydı bir kere esprili bir yapısı da vardı , kızlarla iletişimi de iyiydi ama ne zaman ki onlara duygusal anlamda yaklaşsa hep bir şeyler ters gidiyordu. Olmuyordu açıkçası. Ne zaman ki kızlar ona açılsa bu sefer de heyecandan ne yapacağını bilemiyordu afallıyordu. Bunun sonucunda da gene olmuyordu yani.
Gene bir kızı sevmişti. Bu sefer açılacaktı kıza. Ne olursa olsun açılacaktı. Kendisi açılamazsa bile başkasını araya koyup açılacaktı. Bu kızı gerçekten seviyordu. Aşık olmuştu kendince. Aşık olduğuna kesin karar vermişti. O kızı ne zaman görse heyecandan elleri titriyor , kalp atışları hızlanıyordu.Ne zaman ki onunla konuşsa konuşmakta zorlanıyor hatta bazen kekelediği bile oluyordu. Evet gerçekten aşıktı bu kıza . İlk defa gerçekten aşık olmuştu bir kıza.
Yazının tamamını okuyun »
Kas 16
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
“Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
Yazının tamamını okuyun »
Kas 05
Annem ve babam ellinci evlilik yıldönümlerini kutlamak üzereydi.
Annem heyecanla seslendi, ” Bana bir düzine beyaz gül almış!” Sesindeki heyecan baloya davet edilen bir genç kızın sesini andırıyordu. Hep ne denli mutlu olduğundan, kendisini ne denli iyi hissettiğinden ve ne kadar şanslı olduğundan söz ediyordu.
Bu yıldönümü annemle babamın hiç bilmediğim bir yönlerini ortaya çıkardı. Örneğin, her ikisinin de alyansının içinde bir şiirden bir dize yazılıymış: ” Sana beyaz bir tomurcuk gül gönderiyorum.” Bunu babam bir gün mutfaktayken bana söyledi. Annem ise, onu susturmak amacıyla, ” Aman, John” dedi. Babam ise, ” Aman, Claire.”
Annem ve babamın aralarındaki ilişki hep böyle olmuştu: Çok özel. Çocukları olarak bizler hiçbir zaman aralarında bir tatsızlık olduğunu bilmezdik. Karşımızdaki bu iki insan daima bir ekipti.
Yazının tamamını okuyun »
Kas 01
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez….
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu…
Yazının tamamını okuyun »
Anket
Referandum Sonucu Sizce Ne Olur?
| |
En Son Yorumlar