| |
Haz 24

Sınırlı sayıda yolcu taşımaya yarayan, motor ve yedek enerji sayesinde hareket eden taşıtlara verilen isimdir.
TARİHÇE
Buharlı deniz taşımacılığındaki ilk girişim, 1707‘de Denis Papin’in çalışmalarına dayanırken, Nicolas-Joseph Cugnot’nun, top taşımaya yönelik yük aracının Brüksel’deki ilk denemelerini gerçekleştirmesi için 1769‘u beklemek gerekti. Ardından, buhar makinesinin gelişmesine paralel olarak ve petrol sanayisinin ilerleyişi sayesinde XIX. yy’ın son çeyreğinde otomobil yavaş yavaş gerçek yaşamın bir parçası haline geldi. Nitekim, 1875‘te Amédée Bollée Obéissante adını verdiği on iki kişilik bir otomobille Le Mans’tan Paris’e 18 saatte vardı; 1887‘de de Gottlieb Daimler, bir patlamalı motor beratı aldı. İlk otomobil sergisi 1894‘te açıldı; 1912‘den başlayarak Henry Ford büyük seriler halinde otomobil üretirken, Taylor’un iş düzeni ilkelerini uygulamaya başladı. Yazının tamamını okuyun »
Haz 10

Harcında dişbudak ağacı yaprağının kullanıldığı ortaya çıktı
Dayanıklılığı ile asırlara meydan okuyan Ayasofya’nın harcında, Dişbudak ağacı yaprağının kaynatılarak kullanıldığı ortaya çıktı. Yazma eserler üzerine yaptığı çalışmaların ardından bu iddiayı ortaya atan Dr. Mimar Hasan Fırat Diker, “Dişbudak yapraklarının suyuyla yapılan harç diğer karışımlardan 2.5 kat daha dayanıklı” dedi.Dünya’dan ve Türkiye’den birçok bilim adamının araştırmalarına konu olan, her yıl milyonlarca turistin görmek için akın ettiği Ayasofya’nın gizli kalmış bir sırrı daha gün ışığına kavuştu. Ayasofya’nın bahçesinde yükselen “Dişbudak” ağaçlarının 1500 yıllık şaheserin ömrüne ömür kattığı ortaya çıktı.
Yazının tamamını okuyun »
Haz 08
Takvimler 26 Aralık 1991′i gösterirken, son 5 yıl içerisinde sancılı bir reform sürecinden geçen SSCB, Gorbaçov’un “Artık yeni bir dünyada yaşıyoruz” açıklaması ile tarihin derinliklerinde yerini alıyordu. Daha birkaç yıl öncesine kadar tüm dünyaya diş bileyen bu muntazam sistem, nasıl olmuştu da bir anda dizleri üzerine çökmüştü?
Nükleerde, uzay teknolojisinde, optikte ve bilumum 21. yüzyıl teknolojilerinde sahnenin ön sıralarında yer alan SSCB, üç çeyrek asırlık mazisini bu tarihte noktalamış; bırakın başkentine, hudutlarına dahi tek bir kurşun atılmadan kendi kendine yok olmuştu. Bu soru yıllarca siyasi otoriteleri meşgul etti; böylesine bir ülke nasıl olmuştu da bir anda buharlaşmıştı?
Yazının tamamını okuyun »
May 11

Gücün tacı için çocuklarını katletmeyi bile mubah sayan annelerin yanı sıra kimi anneler de adaletli yönetimleriyle kalpleri fethetti. İşte taht sahibi kadınların tarih boyu sergilediği mücadeleden örnekler.
Tarihin değişik dönemlerinde, erkek egemen toplumlara rağmen bulundukları coğrafyalara hükmeden kudretli kadınlar, tahtlarını korumak için her türlü entrika karşı koymayı ve hükümdarlıklarını çocuklarına ya da yakınlarına devretmeyi başarırken, yaşadıkları döneme de damgalarını vurdu.
Antik dünyanın en güçlü kadını olarak bilinen kadın firavun Hatshepsut’tan sonra yüzlerce hatta binlerce kadın her türlü zorlukları yenerek, taht kavgalarını kazanıp, gücün tacını başlarına taktırdı ve bulundukları coğrafyalara hükmetti.
Gücün tacı için çocuklarını katletmeyi bile mubah sayan annelerin yanı sıra kimi anneler de adaletli yönetimleriyle kalpleri fethetti. Kraliçe, imparatoriçe veya sultan unvanı kazanan kadınlardan bazıları, her zorluğa rağmen annelik hislerini de hiçbir zaman yok saymadı.
Yazının tamamını okuyun »
May 11
BİR DEVLET KURUCUSU OLARAK
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Özet
Mustafa Kemal Atatürk, üzerinde çok iyi düşünülmesi ve duygusallıktan arınarak bütün yönleri ile bilimsel olarak ortaya konması gereken bir kişiliktir. Çünkü Atatürk’ün ortaya konulması, onu anlamayı kolaylaştıracak, gelecek nesillere üzerinde ilerlemeyi sağ-layacak temelleri var edecektir. Onun anlaşılması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesinin ve şimdiki zamanının anlaşılması demektir. Mustafa Kemal, doğuştan gelen askerî özelliğiyle bir dehadır ve ulusal bir devlet kurma sürecinde bu özelliğini çok iyi kullanmıştır. Bunun yanında o, gerçekçidir, milletiyle bütünleşmiş bir liderdir, vatansever, milliyetçi ve barışçıdır. Mustafa Kemal, ulusal devlet kurma sürecinde büyük sıkıntılar çekmiş ancak bu zorluklar karşısında ilham ve kaynağını milletin kendisinden alarak, irade-i milliyeye dayanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.
Giriş:
Bilindiği gibi 19. yüzyıl boyunca reformlarla olumlu ilerlemeler kaydedil-miş olmasına rağmen Türk ulusu öncelikli olarak çağdaş toplumlara ayak uydurma konusunda istenen topyekûn modern yapılanmayı gerçekleştirememiştir; ayrıca Osmanlı Devleti, büyük güçlerin emperyalist baskı ve saldırılarına 19. yüzyıl bo-yunca maruz kaldığından bürokratik yenileşme girişimlerini kapsamlı ve kalıcı hâle getirememiştir. Yazının tamamını okuyun »
Nis 27
“Ah bu fotoğraf…
Kalantor, fiyakalı kovboy meyhaneye giriyor; içerdeki herkesin dikkati bir anda adamın üstüne çevriliyor: “Acaba bir maraza mı çıkacak?”
Hayır, adamın kavga filan etmeye niyeti yok. Barmene,
-Bana bir viski ver, diyor ve kendini seyreden kalabalığı işaret ederek,
-Ben içerken herkes içmeli, haydi şerefe, diye bardağını kaldırıyor.
Bar ahalisi bu beklenmedik ikramdan memnun, barın önünde kuyruğa geçip meçhul kovboyun şerefine kadeh kaldırıyor. Bizimki, kadehi tezgaha bıraktıktan sonra barmenin önüne birkaç bozuk para fırlatıyor ve kalabalığa dönüyor,
-Ben hesap öderken herkes ödemeli, pamuk eller cebe!
*
Kabul ediyorum, misâl biraz nâhoş kaçtı fakat durumu izah etmek için lâzımdı.
Yazının tamamını okuyun »
Nis 26

Yeni Dünya Düzeni’nin dünyayı yeniden paylaşmada Türkiye’nin başına 21. yüzyılda inanılmaz çoraplar örülmek istenmekte ve Türkiye, adım adım Sevr koşullarına sürüklenmektedir. Oynanmakta olan bu satranç oyununda Türkiye’de dev bir operasyon yapılmış ve Şah, köşeye sıkıştırılmıştır (Manisalı 2002a ve 2002b). Mat olup olmaması, bundan sonra Türk Genelkurmayının atacağı adımlara bağlıdır. ABD tarafından planlanan bu operasyon, AB ülkelerinin de yardımıyla şimdilik başarıyla yürütülerek hedeflenen ekonomik kriz ülkede başarıyla yaratıldıktan sonra, tüm piyonlar rollerini başarıyla oynamışlardır.
Diğer yanda ise ABD, 80 bin askeriyle Diyarbakır’da konuşlanmak ve Türkiye’yi hiç ilgisi olmadığı bir savaşa bulaştırmak istemektedir. ABD’nin hedefi açıktır. Kafkasya ve Ortadoğu petrol ve doğal gaz bölgelerini Naziler gibi işgâl etmek ve Asya’nın stratejik bölgelerini kontrol altına almak! Ama mambo çığlıklarıyla savaş naraları atan Türk medyasında hiç değinilmediği üzere, ABD’nin asıl hedeflerinden birisi de Türkiye’yi parçalamak ve Doğu Anadolu’da ABD kuklası bir Kürt devleti kurmaktır. Türkiyeci parçalama ve çökertme operasyonu, âşikâr bir biçimde Kıbrıs üzerindeki Annan Planı ile, NGOları ile, Fener Patrikhanesi’ne ve Rum azınlıklara verilen haklar ile, Rum Pontusu ile, Kuzey Iraktaki Kürt Senatosu ile Türkiye’de ajanlık faaliyeti gösteren vakıflarıyla başarılı bir şekilde sürdürülmektedir. Değerli Necip Hablemitoğlu’nun katledilmesi, Türkiye’yi istikrarsızlaştırma operasyonunun bir parçasıdır ve korkarım ki bu cinayetler sürecektir. Cinayetleri ise çok daha büyük bir ekonomik kriz beklemektedir. Ya Türk askeri, kriz durumlarında ABD’nin müdahale gücü haline getirilecek ya da ekonomisi kısırlaştırılmış ve tarımı çökertilmiş olan Türkiye, açlığa mahkum edilecektir. Yani Sah ve Mat gerçekleşmesi planlanmıştır.
Yazının tamamını okuyun »
Nis 15

Alışılagelmiş siyasal ve ekonomik öngörülere alternatif bir teori
Ekonomi servisi olarak sizlere sürekli borsa, döviz, ihale haberi verecek, hep konu uzmanlarından finansal terimlerle dolu öngörüler alacak değiliz ya. Bu Pazar da değişik bir öngörüye yer vermek istedik.Masonluğun, Dan Brown’ın bahsettiğinde öte global finans sektörü içerisindeki yeri de yılladır tartışma konusu olmuştur. Doların üzerindeki sembollerden, dünyanın en büyük bankalarından birinin, finansal masonik örgütlenmenin merkezi olduğu iddialarına ve Wall Street’in iplerinin masonların elinde olduğu teorilerine kadar birçok efsane günümüze kadar geldi. Dünya finansını yöneten Wall Street’in masonik güçlerin elinde olduğu fikri de yıllardır en fazla tartışılan konulardan biri oldu.
Araştırmacı yazar Christopher Knight da bu tartışmaların en önemli taraflarından biri.
İngiliz Christopher Knight, 34 yıllık bir araştırmacı-yazar. Amerika ve İngiltere’de ‘çok satanlar’ listelerinde üst sıralarda yer alan Hiram’ın Anahtarı ve Süleyman’ın Güç Simsarları adlı kitapların yazarı. Kitaplarını inceledikten sonra Türkiye’deki yayıncısı aracılığıyla iletişime geçtiğim Knight, ortaya attığı iddiaların büyüklüğü nedeniyle bende olduğu gibi sizde de soru işaretleri uyandırabilir. Ama öyle ya da böyle, kitapları 1 milyondan az satmıyor. Yazar, sorularıma çok ilginç ve çarpıcı cevaplar verdi. Ona göre, Tapınak Şövalyeleri’nin büyük bölümü aslında daha sonradan İslamiyeti seçmiş gizli Müslümanlardı. Knight, İslamiyetin modern dünyanın bütün dinamiklerini barındıran bir din olduğunu ve Türkiye’nin yakında dünya Masonluğunun pilot bölgesi haline geleceğini de söylüyor.
İşte, din, Masonluk ve medeniyetler tarihi üzerine konuştuğum Knight’ın iddiaları…
Yazının tamamını okuyun »
Nis 08

11 Eylül’ün Sırları
Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin, uçakların çarpmasının ardından çökmesi halen Dünya’nın en karanlık olayı olarak karşımızda duruyor. İşte dehşet verici kanıtlar, görgü tanıkları, ifadeler, fotoğraflar, belgeler ve büyük yankı uyandıran Türkçe altyazılı belgesel.
11 Eylül 2001 günü meydana gelen olaylar
Yerel Saatle 08:46:30 da bir uçak Dünya Ticaret Merkezi Kuzey Kulesi 94.-98. katları arasına kulenin kuzey tarafından çarptı.
Bina çarpmadan 102 dakika sonra yıkıldı.
Dünya Ticaret Merkezi Güney Kule’ye çarpan uçak
Yerel Saatle 09:02:59 da ikinci bir uçak Dünya Ticaret Merkezi güney Kulesi 77.-85. katları arasına kulenin güney tarafından çarptı. Bina çarpmadan 56 dakika sonra yıkıldı.
Yazının tamamını okuyun »
Nis 08
Nasrettin Hoca’nın Hayatı (1208-1284)Nasreddin Hoca 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu Köyünde doğdu, 1284 yılında Akşehir’de vefat etti. Büyük Türk halk bilgesi olan Nasreddin Hoca halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Babası Hortu Köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun’dur. Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı oldu. 1237′de Akşehir’e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.
Yazının tamamını okuyun »
Anket
Referandum Sonucu Sizce Ne Olur?
| |
En Son Yorumlar