| |
Mar 17

Türk Tarihi’nin dönüm noktaları olan bazı savaşlar vardır. Talas Savaşı, Dandanakan Savaşı, Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul’un Fethi, Preveze Deniz Savaşı gibi bir çok önemli savaşta Türkler’in imzası vardır. Buna benzer savaşlardan olan Kösedağ Savaşı 4 Temmuz 1243′te Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar arasında olmuştur. Bakalım bu savaşın öncesinde, seyrinde ve sonucunda Anadolu Selçuklu Devleti’nde neler olmuştu?Orta Asya’dan dehşet saçarak batıya açılan Moğol orduları, üzerinden geçtikleri topraklarda kan kusturuyorlardı. Şehirleri yakıp yıkan Moğollar kısa sürede büyük bir imparatorluk haline geldi. Türkiye sınırlarına yaklaşmış olan Moğol ordusunun başkomutanlığına 1241 yılında atanan Baycu Noyan, Babai isyanı dolayısıyla Selçukluların zayıf düşmesini fırsat bilerek 1242 sonbaharında, Erzurum üzerine yürüyerek şehri şiddetle kuşattı ve çok geçmeden de subaşısı Sinaneddin Yakut’un savunduğu şehri işgal ile tahrip etti. Böylece Moğollar, artık istila çemberine Türkiye’yi de dahil etmiş oluyorlardı.
Yazının tamamını okuyun »
Mar 02

Türk deyince akla gelen ilk şeylerden biridir “ordu”. Çağlar boyunca Türkler, hem coğrafi konum dolayısı ile, hem de siyasi konjonktür sebebi ile her an savaşa hazır olmak zorunda kalmışlardır. Bunun sonucunda da, Türk tarihi boyunca ordularımız her zaman bir gelişim içerisinde olmak zorunda kalmışlardır.
Dünya tarihi boyunca Türk orduları, savaş alanlarına çeşitli stratejiler kazandırmışlar, şimdi bile kullanılan birçok askeri düzenlemeye imza atmışlardır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta; Türklerin Moğollar gibi sadece orduya yoğunlaşmadıkları, bilim & kültür gibi çeşitli alanlarda da geliştikleridir. Zira Moğollar, Orta Asya steplerinden Macar ovalarına dek devasa bir imparatorluk kurmalarına rağmen, kültürel açıdan zayıf olduklarından eriyip gitmişlerdir. Ancak Türk kültürü, bundan 6 asır önce adım attığı Avrupa topraklarında kendi kültürün koruyabilecek kadar geniş bir geleneğe sahip idi.
Yazının tamamını okuyun »
Şub 26

Kimileri ulvî olarak gördükleri bir amaç uğruna Türk milletinin başına geçti; Fatih Sultan Mehmed ve Alparslan gibi… Kimileri tüm dünyayı tek bayrak altında toplamak için silaha sarıldı; Attila ve Kanuni Sultan Süleyman gibi…
Kimileri dünyayı, kendisini fethe çıkanlardan kurtarmak için bu ateşten gömleği giydi; Selahaddin Eyyubi ve Atatürk gibi… Kimileriyse yeni bir dünya kurmak için Türk sancağını beline sardı; Oğuzhan gibi…
Türk soyunun temel taşını oluşturan Oğuzhan’dan, Türk sancaklarını Anadolu’ya ilk kez diken Alparslan’a, tüm İslam alemini tek bayrak altına almak isteyen Yavuz’dan, cihanda iki devleti çok gören Fatih Sultan Mehmed’e değin; Türk tarihinin en büyük 10 lideri, kısa profilleri ile karşınızda!
Oğuz Kağan
Aslında bir destan olsa da, Türk soyunun en önemli atası olan Oğuz Kağan, destanını baz alırsak dindar, vatanına bağlı ve zeki bir lider profili çiziyor. Koyduğu yasalar ilerleyen süreçte töre olacak ve 16 büyük Türk imparatorluğunun temel hukunu oluşturacaktır.
Yazının tamamını okuyun »
Şub 05
Teoman Yabgu’nun Kuzey Asya’da Büyük Türk Hakanlığı’nı kurduğu yıldan, Milattan önce 220 yılından, 854 yıl geçmişti. Milad’ın 634. yılında Büyük Türk Hakanlığı, mühim bir kriz devresine girmişti. Bu çağda, Büyük Türk Hakanlığı’nın başında Göktürk hanedanı bulunuyordu. Türklerin en büyük ve an’anevi düşmanı, Çin İmparatorluğu idi. Göktürk hanedanından gelen 10. Büyük Türk Hakanı Çuluk Kağan Çinliler , bir Çin prensesi olan eşi İçing Hatun eliyle zehirletmişlerdi. 621 de zehirlenerek ölen Çuluk Kağan’ın yerine kardeşi Kara Kağan geçti ve İçing Hatun’la, yani dul yengesiyle evlendi. Kara Kağan, zayıf bir şahsiyetti. Çinli eşinin entrikalarıyla büsbütün yanlış hareketler yapmaya başladı. üst üste gelen soğuklar ve kıtlık yılları da Türk illerinde büyük zararlar meydana getirdi. Bu durumdan faydalanan Çinliler, kuzeye, Türk ülkelerine büyük bir ordu gönderdiler .Kara Kağan yenildi. 100.000 Türkle beraber Çinlilere esir oldu. 4 yıl Çin’de yaşadı Kederinden öldü.
Yazının tamamını okuyun »
Eki 08

Tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış olaylar hem iyi, hem de kötü yönleriyle bu olayları yaşayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Mitik dönemde insanoğlunun dünyayı ve evreni kavramaya çalışması ve bu çerçevede oluşturulan düşünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmuş, epik dönem adını verdiğimiz dönemde yaşanmış olaylar bir kahraman etrafında bütün bir milletin başarısını ve ideallerini gösterecek şekilde aktarılmıştır. Roman dönemine gelindiğinde ise, daha bireysel olaylar etrafında yoğunlaşma olduğu ve bu çerçevede iki kişi arasında yaşanan duygusal ilişkiler konu edilmiştir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumların üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kısa halk yaratmaları da vardır. Bunlarda hem tarihte yaşanmış olaylar yer alırken hem de bireysel üzüntü ve sıkıntılar da dile getirilmiştir.
Yazının tamamını okuyun »
Eyl 11

Türklerin bin yıl önce giyim kuşamlarına özen gösterdiği, ütülü elbise, ipek mendil, eldiven ve havlu kullandığı belirtildi.
Kıyafetlerini özel yöntemlerle çeşitli renklere boyayan Türkler, kendi icatları yoluyla zehirli yemeği de ortaya çıkarıyordu.
Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın’ın kaleme aldığı ve Çince ile Uygurca’ya da çevrilen kitabında, Kaşgarlı Mahmud’un ”Divanü Lugati’t-Türk” eserine dayanılarak Türklerin bin yıl önceki ilgi çekici geleneklerine yer veriliyor.
Çin’de basılarak 8 Eylülde Pekin’de tanıtımı gerçekleştirilecek ”Bin Yıl Önce, Bin Yıl Sonra-Kaşgarlı Mahmud ve Divanü Lugati’t-Türk” isimli kitapta yer alan bilgilere göre, Türkçede ”ütü” olarak kullanılan söz, Divanü Lugati’t-Türk’te ”ütüg” olarak geçiyor. Bu alet, Kaşgarlı Mahmud tarafından, ”mala biçiminde olan, ısıtıldıktan sonra giysilerin kırışıklıklarına bastırılarak sıcaklığın etkisiyle bu kırışıklıkların düzleşmesini sağlayan demir parçası” olarak tanımlanıyor.
Yazının tamamını okuyun »
Ağu 25

Üç kıtada tarih boyunca geniş sahalara yayılan Türkler, gittikleri yerlerde bir çok kültür merkezleri meydana getirmişler, temas ettikleri çevrelere göre çeşitli yazılar, çeşitli alfabeler kullanmışlardır. Nitekim Türklerin Göktürk, Soğd, Uygur, Mani, Brahmi, Arap, Süryani, Ermeni, Rum, Lâtin, İslav vs alfabelerini kullanmış olduklarını görüyoruz. Fakat az veya çok kullanılan bu alfabelerin içinde dört tanesi geniş ölçüde kullanılarak Türklerin umumî millî alfabeleri hâline gelmiştir. Bunlar Göktürk, Uygur, Arap ve Lâtin alfabeleridir.
Göktürk veya Orhun yazısı Türk yazı dilinin ilk asırlarında kullanılmış, sonra onun yerini umumî yazı olarak Uygur yazısı almıştır. İslamiyet’ten önce en geniş ölçüde kullanılan, fakat İslâmiyet’ten sonra da uzun zaman yazılan Uygur yazısı ise, İslamiyet’le birlikte, yerini Arap asıllı Türk yazısına bırakmağa başlamıştır. Uzun müddet yan yana kullanılan bu iki yazıdan sonuncusu da üçüncü umumî millî yazı olarak Türk ülkelerinde bin sene kullanıldıktan sonra 1928′de yerini dördüncü ve son millî alfabe olan Lâtin asıllı Türk yazısına bırakmıştır.
Yazının tamamını okuyun »
Ağu 04
Bilge Kağan 683 yılında doğdu. Babası Göktürk Devleti’ni yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan annesi İlbilge Hatun’dur. 8 yaşında babasını yitiren Bilge 24 yıl boyunca Göktürk Devleti kağanlığı yapan amcası Kapağan Kağan’ın elinde büyüdü.
Bilge Kağan amcası öldüğünde yerine geçen oğlu İnal’ı devirerek 32 yaşında Göktürk Devleti’nin başına geçti. Devletin yönetimini ele alan Bilge’nin ilk işi iyi bir yönetim oluşturmak oldu. Bunun için ordunun başına 31 yaşındaki kardeşi Kül Tegin’i vezirliğe de Tonyukuk’u getirdi.
Bilge Kağan’ın en büyük hayali milletini yerleşik hayata geçirip onları şehirlerde oturtmak idi. Ama buna vezir Tonyukuk karşı çıkarak “Türkler Çinlilerin yüzde biri kadar bile değildiler. Yazının tamamını okuyun »
Tem 31
Osmanlı İmparatorluğunun Asya Avrupa ve Afrika kıtalarında yüz ölçümü 8 milyon kilometrekarelik bir araziye sahip olduğu XVI. yüzyıl Türk tarihinin altın devirlerinden biridir. Çünkü bu dönemde 5 milyon kilometre yüz ölçümü olan Hindistan’da da bir Türk İmparatorluğu kurulmuş bulunuyordu.
Hindistan; zenginliği enginliği esrarla dolu bir dünya olarak insanlık aleminin hayalinde her devirde yaşamış bir kıtadır. Asırlar boyunca Hindistan’a bir sel gibi akınlar olmuş birçok kavimler Hindistan’ın her bucağında medeniyetler kurmuşlardır. Arîler Persler Büyük İskender ve nihayet Türkler Hindistan topraklarına girerek birçok devletler meydana getirmişlerdi. Bu devletlerin içinde Hindistan’ın en büyük medeniyetini Babür Şah ve oğulları kurmuştur.
Yazının tamamını okuyun »
Tem 07

İki bin iki yüz yıllık geçmişi ile Türkistan toprakları, dünyanın en önemli ve köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları’nın güney kısmına, kuzeyde Sibirya’ya, güneyde İran, Afganistan ve Tibet’e, doğuda Çin ve Moğolistan’a sınır olan Türkistan, oldukça geniş bir sahaya sahiptir.
Bugün, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın dahil olduğu bölge Batı Türkistan olarak anılmakta, iki asırdır Çin’in esareti altında bulunan bölge ise Doğu Türkistan olarak adlandırılmaktadır. Türkistan’ın coğrafi ve stratejik olarak taşıdığı önemi anlamak için ise, öncelikle bölgenin iki dev gücü olan Rusya ve Çin’in bu topraklara olan ilgilerini göz önünde bulundurmak yeterlidir. Coğrafi yapının da sebep olduğu siyasi oluşumlar neticesinde bugün Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış olan Türkistan toprakları üzerinde, Rusya’nın ve Çin’in çok önemli planları vardır.
Bu iki ülkenin söz konusu bölgeden ne pahasına olursa olsun vazgeçmeme tutkusunun ardında, bölgenin stratejik konumunun yanı sıra, sahip olduğu zengin yeraltı rezervleri de büyük rol oynamaktadır. Batı Türkistan’daki Türk devletleri Rusya için, Doğu Türkistan ise Çin için kaybedilmemesi gereken önemli birer hammadde kaynağı niteliğindedir.
Yazının tamamını okuyun »
Anket
Referandum Sonucu Sizce Ne Olur?
| |
En Son Yorumlar