| |
Mar 29
.jpg)
1943 yılına girilirken Nazi postallarının çiğnediği coğrafya, Paris’ten Ukrayna’ya ulaşan devasa bir toprak parçasına ulaşmıştı. Doğu’da 3 milyonluk devasa Alman ordusu Moskova kapılarına dayanmış, Batı’da ise Alman Hava Kuvvetleri Londra’yı havadan ablukaya almıştı. İngiltere ve SSCB gibi iki büyük devi nakauvt etmeyi planlayan Hitler, aynı zamanda Pearl Harbour’da ABD donanmasını denizin dibine yollayan Japon İmparatorluğunu da arkasına almasıyla zaferi iliklerine kadar hissediyordu.Peki ne olmuştu da, zafere böylesine yakın iken sadece 1,5 yılda tarihin en büyük hezimetlerinden birini yaşayarak Berlin’i dahi müdafaa edemeyecek hâle gelmişti Hitler? İşte, Hitler’in sonunu getiren 5 taktiksel hata;…
Yazının tamamını okuyun »
Mar 29
Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum yeri bilinmiyor. 13′üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğal istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Hacı Bektaş ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. Tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre’nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı var. Şiirlerini hece ölçüyle yazdı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Dili arı Türkçe değil. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalar kullandı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Yazının tamamını okuyun »
Mar 23
Moğollar, 21. yüzyılda bile en modern teçhizat ile yapılması mümkün olmayan fetihleri gerçekleştirmiş bir toplumdu. Bazı tarihçilere göre bu durum, Moğolların savaşçıl yapılarından kaynaklanıyordu. Ama, Moğolların 13. yüzyılın başlarında kazandıkları bu başarı, sadece ırkî bir özellikten kaynaklanıyor olamaz…
13. Yüzyılda dünya üzerindeki milletlerin birçoğu bölünmüş haldeydi. Hatta, Moğollar dahi Cengiz Han çıkana kadar birbirleri ile düşman halindeydiler. Moğolların bu hızlı yükselişin temel sebeblerinden biri buydu. Ancak, herşeye rağmen Moğolların askeri disiplinini de gözardı etmemek gerek…
Moğollar, Cengiz Han tarafından tek bayrak altında birleştirilmeden önce göçebe bir hayat tarzına sahiptiler. Savaş stratejilerini genelde süvari ve hafif silahlara dayandırmışlardı. Ancak Cengiz Han’ın tüm kabilelere “dünyayı fethetme” ülküsünü açıklamasının ardından, bu savaş kültürü Çin İmparatorluğu’nun savaş strateileri ile birleşecekti…
Yazının tamamını okuyun »
Mar 17

Türk Tarihi’nin dönüm noktaları olan bazı savaşlar vardır. Talas Savaşı, Dandanakan Savaşı, Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul’un Fethi, Preveze Deniz Savaşı gibi bir çok önemli savaşta Türkler’in imzası vardır. Buna benzer savaşlardan olan Kösedağ Savaşı 4 Temmuz 1243′te Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar arasında olmuştur. Bakalım bu savaşın öncesinde, seyrinde ve sonucunda Anadolu Selçuklu Devleti’nde neler olmuştu?Orta Asya’dan dehşet saçarak batıya açılan Moğol orduları, üzerinden geçtikleri topraklarda kan kusturuyorlardı. Şehirleri yakıp yıkan Moğollar kısa sürede büyük bir imparatorluk haline geldi. Türkiye sınırlarına yaklaşmış olan Moğol ordusunun başkomutanlığına 1241 yılında atanan Baycu Noyan, Babai isyanı dolayısıyla Selçukluların zayıf düşmesini fırsat bilerek 1242 sonbaharında, Erzurum üzerine yürüyerek şehri şiddetle kuşattı ve çok geçmeden de subaşısı Sinaneddin Yakut’un savunduğu şehri işgal ile tahrip etti. Böylece Moğollar, artık istila çemberine Türkiye’yi de dahil etmiş oluyorlardı.
Yazının tamamını okuyun »
Mar 12
Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum.
VATİKAN DEĞİL LATERAN
Günümüzde Vatikan diye bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti” statüsündedir. Vatikan bu özelliği nedeniyle “Kutsal-Kent”tir. Bu Tanrı-Kenti aynı zamanda bir “Devleti” içinde barındırır. Yazının tamamını okuyun »
Mar 12

Moğol akınlarının aslında temelde tek bir nedeni vardı; kendilerine itaat etmeyen tüm halkları yok etmek. 13. yüzyılın başlarında, tarihin belki de en ihtiraslı ve idealist komutanlarından Cengiz Han’ın çevresinde birleşen bu saklı kalmış ırk, 20 yıl dahi geçmeden Macar steplerinden Pekin bozkırlarına dek devasa bir toprak parçasına keyifle kurulmuşlardı.Cengiz Han’ın ölümüne dek akınlar Avrupa, Sibirya ve Uzakdoğu eksenli iken, Cengiz Han’ın ölümü ve ülkenin hanlıklara ayrılmasının ardından özellikle İlhanlı Hanlığı’nın yeni hedefi Ortadoğu ve İslam dünyası olacaktı. Korkma sırası İslam Devletleri’ne gelmişti!
1255′te Moğolların efsanevi komutanı Hülagû, Abbasi Halifesi’ne ve tüm İslam diyarlarına savaş ilan ettiğini duyurdu. Eski Pers, o zamanki Moğol topraklarından yola çıkan yüzbinlerce Moğol atlısının mızrakları, Bağdat’ı gösteriyordu. Akıllarında iki asır önce İslam ordularının Talas’taki katliamı olan hırçın Moğol orduları, Bağdat kapılarına çoktan dayanmışlardı.
Yazının tamamını okuyun »
Mar 02

Türk deyince akla gelen ilk şeylerden biridir “ordu”. Çağlar boyunca Türkler, hem coğrafi konum dolayısı ile, hem de siyasi konjonktür sebebi ile her an savaşa hazır olmak zorunda kalmışlardır. Bunun sonucunda da, Türk tarihi boyunca ordularımız her zaman bir gelişim içerisinde olmak zorunda kalmışlardır.
Dünya tarihi boyunca Türk orduları, savaş alanlarına çeşitli stratejiler kazandırmışlar, şimdi bile kullanılan birçok askeri düzenlemeye imza atmışlardır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta; Türklerin Moğollar gibi sadece orduya yoğunlaşmadıkları, bilim & kültür gibi çeşitli alanlarda da geliştikleridir. Zira Moğollar, Orta Asya steplerinden Macar ovalarına dek devasa bir imparatorluk kurmalarına rağmen, kültürel açıdan zayıf olduklarından eriyip gitmişlerdir. Ancak Türk kültürü, bundan 6 asır önce adım attığı Avrupa topraklarında kendi kültürün koruyabilecek kadar geniş bir geleneğe sahip idi.
Yazının tamamını okuyun »
Şub 26

Kimileri ulvî olarak gördükleri bir amaç uğruna Türk milletinin başına geçti; Fatih Sultan Mehmed ve Alparslan gibi… Kimileri tüm dünyayı tek bayrak altında toplamak için silaha sarıldı; Attila ve Kanuni Sultan Süleyman gibi…
Kimileri dünyayı, kendisini fethe çıkanlardan kurtarmak için bu ateşten gömleği giydi; Selahaddin Eyyubi ve Atatürk gibi… Kimileriyse yeni bir dünya kurmak için Türk sancağını beline sardı; Oğuzhan gibi…
Türk soyunun temel taşını oluşturan Oğuzhan’dan, Türk sancaklarını Anadolu’ya ilk kez diken Alparslan’a, tüm İslam alemini tek bayrak altına almak isteyen Yavuz’dan, cihanda iki devleti çok gören Fatih Sultan Mehmed’e değin; Türk tarihinin en büyük 10 lideri, kısa profilleri ile karşınızda!
Oğuz Kağan
Aslında bir destan olsa da, Türk soyunun en önemli atası olan Oğuz Kağan, destanını baz alırsak dindar, vatanına bağlı ve zeki bir lider profili çiziyor. Koyduğu yasalar ilerleyen süreçte töre olacak ve 16 büyük Türk imparatorluğunun temel hukunu oluşturacaktır.
Yazının tamamını okuyun »
Şub 22

Tarihi karakterleri çarpıştırmanın basit yollarından birisidir ideoloji. Özellikle Atatürk gibi konularda, bu kült şahsiyetleri tahtlarından etmek için yine farklı bir kült ortaya atılır. Atatürk ve Abdülhamid, veya İnönü ile Menderes gibi.İşte bu karakter çatışmalarından biri, Milli Mücadele’nin iki büyük komutanı, Mustafa Kemal ile Kazım Karabekir arasında gerçekleştiriliyor son yıllarda. Atatürk’e “din” gibi konularla bel altı altı vuran güruhun başlıca kartlarından biridir Kazım Karabekir.
Peki seksen yıldır bitmeyen bu husumet neydi? Gerçekten böyle bir çekişme var mıydı?
Karabekir ile Mustafa Kemal arasındaki ilk husumet, Mustafa Kemal’in Kolordu Müfettişliği’nden azledilmesi ile beraber K. Karabekir’e gönderilen “Mustafa Kemal’i tutukla” emri ile gerçekleşmişti. K. Karabekir, bu olayda Mustafa Kemal’in yanında yer alsa da, saltanatın M. Kemal’i tutuklattırmak için K. Karabekir’i seçmesi, ilerleyen dönemlerde Atatürk’ün siyasetini belirleyen önemli bir etken olacaktı.
Yazının tamamını okuyun »
Şub 18

Dikkat ederseniz bu yazıda, Osmanlı’nın yüzlerce yıkılış sebebinden sadece ikisini karşılaştıracağım; iç mihraklar ile dış mihraklar…
Özellikle birtakım basın tarafından dilimize pelesenk olmuş bu “mihrak” lafı, aslında tek bir açıdan ele alınmaması gereken bir konu. Mihrak derken neyi kasteddiğimiz, ülkeyi yıkıma götüren her iç olayın bir iç mihrak mı olduğu, veya dış mihrakların ülkeyi sadece topla tüfekle mi yıkabileceği gibi onlarca soru geliyor karşımıza.
Ancak bu yazımda tüm bu labirentlerden kendimi soyutlayacağım; ne askeri durumu ne de bilimum diğer etkenleri dikkate almayacağım. Bir çocuğa anlatır gibi, Osmanlı’yı iç mihraklar mı, dış mihraklar mı yıktı sorusuna cevap arayacağım.
Osmanlı’da iç mihraklar ile dış mihrakları iki başlık hâlinde inceleyelim;
İç Mihraklar
İç mihrakları ben iki gruba ayırıyorum;
Yazının tamamını okuyun »
Anket
Referandum Sonucu Sizce Ne Olur?
| |
En Son Yorumlar