Mar 29
Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlı. Doğum yeri bilinmiyor. 13′üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğal istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bıraktı. Babasının adı İsmail. Medrese eğitimi gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini inceledi. Hacı Bektaş ya da Sinan Ata’nın halifesi Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etti. Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu dolaştı. Eskişehir Sarıköy, Manisa Buna ve Emreköy, Erzurum Dutçu Köyü, Isparta Keçiborlu ve Karaman’da adına yapılmış mezarlar var. Ama nerede öldüğü ve gömüldüğü kesin belli değil. Tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre’nin keskin bir gözlem gücü, derin bir hoşgörü anlayışı var. Şiirlerini hece ölçüyle yazdı. Ama aruz denemelerine de yer verdi. Hece ölçüseyle yazdığı dörtlüklerin yanısıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazdı. Dili arı Türkçe değil. Yer yer Arapça ve Farsça tamlamalar kullandı. Sağlığında düzenlediği divanı bulunamadı. Yazının tamamını okuyun »
Ara 23
Tarihte “bilgi hazinesi” büyük insanlar vardır. Eskiler bunlara “hezarfen” ya da “ayaklı kütüphane” derler. Bunlardan bazıları bilgilerini ölümleriyle birlikte götürür kısa sürede unutulurlar. Bazıları da düşünce ve bilgilerini ölümsüzler defterine yazdırırlar. İşte XVII. yüzyılın yetiştirdiği tarih coğrafya idarî hukuk maliye ve denizcilik konularında ünlü eserler yazan büyük Türk bilgini Kâtip Çelebi de bu ölümsüz kişiler arasında seçkin bir yer alır.
Kâtip Çelebi’nin asıl adı Mustafa’dır. Devrinde Kâtip Çelebi ya da Hacı Halife diye tanındığı için asıl adı unutulmuş sadece okuyup yazan kendi halinde efendi bir insan anlamındaki “Kâtip Çelebi” takma adı yaşamıştır. Batılılar onu “Hacı Kalfa” adıyla tanırlar.
Kâtip Çelebi 1609 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Osmanlı Sarayında “Silâhdarlık zümresi”ne bağlı bir görevde bulunan Abdullah Efendidir. Yazının tamamını okuyun »
Ara 16
İlteriş öldüğü zaman biri 8 yaşında (Bilge) diğeri 7 yaşında (Kül Tegin) olmak üzere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi 27 yaşındaki Kapağan (veya Kapgan) hakan oldu (692-716). Çin kaynaklarında adı Moç’o (Türkçe aslı Bekçor) diye geçen Kağan Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk devlet müşavirliği vazifesini yapıyor kardeşi yeğenleri ve oğulları yavaş-yavaş Gök-Türk hakanlığının seçkin simaları olarak beliriyorlardı.
Kapağan Kağan’ın devlet politikasının esasları üç ana başlık altında incelenebilir:
1-Çin’i baskı altında tutmak. Bunda iki amacı vardı Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde tarım üretimi imkanları sağlamak.
2-Çin’de dağınık halde yaşamakta olan Türkleri anavatana (Ötüken) çekmek. Bunda da iki amacı vardı. Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtarmak ve Türk ülkesinde askerî ve ekonomik gelişmeyi hızlandırmak.
3-Asya kıtasında ne kadar Türk yaşamakta ise hepsini Gök-Türk birliğine bağlamak.
Kapağan’ın bu siyasî ve ekonomik görüşleri onu sayılı Türk büyükleri arasında çok yükseltmektedir. Özellikle bu üç. nokta çok dikkat çekici bir siyasî kavrayış ifade eder.
Yazının tamamını okuyun »
Ara 10
Ününü bütün dünyaya yayan büyük pehlivan. 1857 yılında Şumnu’nun Karalar köyünde doğdu. Ufacık bir çocukken köyde danalarla boğuşmaya başladı sonra kispeti ayağına geçirip güreşmeye koyuldu. Ünü önce Deliorman’ı sonra Kırkpınar’ı kapladı. Türk güreşinin gelmiş geçmiş en büyük pehlivanı olarak ortaya çıktı. Avrupa ve Amerika’da yaptığı bütün güreşleri kazandı. 1898 yılında Amerika’dan dönerken bindiği vapurun batması sonucu öldü. Mezarı dahi yoktur.
Koca Yusuf yalnız Türk güreşinde değil güreş dünyasında da büyük bir zirvedir. Er meydanları Koca Yusuf’u güreş tarihimizin en büyük pehlivanlarından biri olan ve 26 yıl Kırkpınar’ın başpehlivanlığını elinden bırakmayan ünlü Kel Aliço’nun karşısında tanıdı ilk kez. 27′inci yılda da başpehlivanlığı rakipsiz alacağını umarak Kırkpınar’a gelen Kel Aliço burada “Başa güreşeceğim” diyen Deliormanlı Yusuf isminde körpe bir çocukla karşılaştı.
Yazının tamamını okuyun »
Ara 03
KENDİ KALEMİNDEN CEMİLOĞLU
1943 senesi 13 Kasım’ında Kırım’da doğdum.1944 yılı Mayıs ayında vatan haini damgasıyla hep halkımızla beraber Orta Asya’ya sürgün olunduk. Bizim ailemiz Özbekistan’ın Andican bölgesindeki bir köye sürülmüştü. Çocukluğum orada geçti.
1955 senesinde oradan göç ettik ve Taşkent şehrine yakın bir kasabaya geldik.1956′da Rus dilinde ortaokulu bitirdim ve Taşkent Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’ne girmek istedim. Ama orada bana açıkça “Bu fakülteye Kırım Tatarları yani Sovyetlere sadık olmayan milletin mensuplarını almıyoruz” dediler. Fabrikaya işe girdim.
1961 senesi biz genç arkadaşlarla Taşkent’te “Kırım Tatar Gençleri Milli Teşkilatı” adlı bir siyasi teşkilat kurmuştuk. Birkaç hafta sonra teşkilatımızın önderini tevkif ettiler. Beni o zaman yakalamadılar ama işten çıkardılar. 1962 senesi Taşkent Sulama ve Ziraat Mekanizasyon Enstitüsüne kaydoldum ama oradan beni üç yıl sonra KGB’nin talebiyle çıkardılar. Yazının tamamını okuyun »
Kas 30
KADI BURHANEDDİN
XIV. yüzyılda Anadolu Anadolu Beylikleri adıyla bölge bölge kurulan Türk Beyliklerinin idaresi altındadır.Selçuklu Devletinin çöküşünden sonra türeyen her biri kendi başına buyruk her biri bağımsız büyüklü küçüklü bu beylikler tek bir devlet gücüne bağlanıncaya kadar birbirleriyle sürekli olarak çatışmışlardır. Aralarında birlik olmayınca Anadolu’da dirlik de olmamış halk sürekli bir huzurun özlemini çekmiştir.
Hele iki beylik vardı ki bunlar ötekilerinden daha büyük daha güçlüydüler.
Biri Karamanoğulları öteki Osmanlılar… Bunlar devamlı çatışıyor çevrelerindeki küçük beylikleri sık sık birbirleri aleyhine kışkırtıyorlardı. Anadolu’nun Kayseri Sivas kesimini ellerinde bulunduran Eratna Beyliği bu küçük beyliklerden biriydi.
İşte bu yıllarda Kayseri’de Şemseddin Ahmed adında ünlü bir kadı vardı. Adaletiyle bilgisiyle tanınmış sevilmişti. 1344 yılında Şemseddin Ahmed’in bir oğlu dünyaya gelmiş bu sevimli çocuğa Burhaneddin adı verilmişti. Türk Edebiyatının büyük divân şairi devrin seçkin bilim ve devlet adamı Kadı Burhaneddin işte bu çocuktu.
İlk öğrenimini babasından yapan Burhaneddin daha 14 yaşlarındayken ana dili Türkçe’den başka Arap ve Fars dillerini mantık ve hikmet gibi bilimleri yaşından beklenmeyen bir ölçüde öğrenmişti.
Yazının tamamını okuyun »
Kas 26
ASIM EFENDİ
Mütercim Asım Efendi Türk sözcüklerinin babası sayılır. Eserlerinde Türk dilinin zenginliğini göstermiş olmakla dilimize büyük bir hizmeti oldu.
Mütercim Asım’ın sarsılmaz bir çalışma gücü vardı. Kamus adlı eseri dilimize çevirmek için sekiz yıl süreyle çalıştı. Bu eserin çevrilmesinde Türk diline olan büyük hakimiyeti hemen göze çarpar. Onun için Kamus Türk dili araştırmalarının kaynaklarından biri sayılabilir. İki ciltlik Tarih’i de Üçüncü Selim zamanının bir kısmını aydınlatır. Bunlardan başka Arapça’dan Napolyon’un Mısır’ı alması yıllarına ait bir tarih kitabı ile daha birçok kitaplar çevirdi ve birçok eserler yazdı.
Asım Efendi 1775 yılında Gaziantep’te doğdu. Antep’in bilginler yetiştirmiş bir ailesinden gelir. Babası Seyyid Mehmed Cenani Efendidir. Asım Efendi Doğu kültürü güçlü bir çevrede yetişti. İlk öğrenimden sonra babasından ve tanınmış bilginlerden zamanın bilimleriyle Arapça ve Farsça öğrendi.
Yazının tamamını okuyun »
Kas 23

Kimine göre ortaçağ Hitler’i, kimine göre asil bir savaşçı… Ancak, Cengiz Han hakkında bildiklerimiz kaynak yetersizliğinden dolayı çok kısıtlı. 800 yıllık kitabeler, Moğolistan’daki birçok hurafeden dolayı harap durumda. Bu yazıda okuyacaklarınız, Cengiz Han hakkındaki verilerden ayrıştırılmış olanlardan… İşte Cengiz Han’ın bilinmeyenleri:
* Askeri başarısında, casusları ve istihbarat sistemlerini sistematik bir şekilde kullanması yatıyordu.
* Mezarının yeri bilinmesin diye, cenaze törenine katılan herkesin öldürüldüğü söylenir. Halen bile gömüldüğü yer hakkında en ufak bir ipucu yoktur. Moğolistan’da kutsal bir öge olarak görülen Cengiz Han’ın mezarı, “lanet getirecek” gibi hurafeler sebebiyle araştırılamamaktadır.
* Hayatı boyunca 20 milyon insanı öldürdüğü söylenir. Avupalıların canî olarak gördükleri Cengiz Han’a Türkler kısmen de olsa sempatiyle bakarlar…
Yazının tamamını okuyun »
Kas 23
KEMAL BEY MİLLÎ ŞEHİT
Birinci Dünya Savaşı’nda Boğazlıyan ‘da kaymakam olarak bulunan Kemal Bey Mütareke olunca Ermenilere zulüm yaptığı iddiası ve işgalci İngiliz-Fransız makamlarının baskısı ile 19 Nisan 1919′da haksız yere idam edilmişti. Ermeni azgınlığına ve komitacılığına kurban edilen Kemal Beyin aziz hatırası aradan ¤¤¤¤en yıl geçtikten sonra bugün dahi yüreklerimizi sızlatmaktadır. Talat Paşa ile Cemal Paşa ve arkadaşlarının daha sonra 50′ye yakın diplomatımızın kanını döken kirli eller her yılın 24 Nisanını intikam günü ilan ederken biz de Ermeni zulmünün pençesinde kahrolan Kemal Beyin ve diğer şehitlerimizin hatırasını yurdun dört bir yanında yapılacak toplantılarla anmalıyız.
Sirkeci Gümrük Müdürlüğünden emekli Arif Bey Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan oğlu Kemal Bey’e her günkü gibi yemek götürüyordu. Kadıköyü’ndeki evinden çıkmış Beyazıt Meydanı’na varmıştı. Vakit akşam üzeriydi.
Birden meydana toplanmış büyük bir kalabalık gördü. Ne var ne oluyor diye merak etti. Kalabalığın arasına sokuldu. Tiplerinden konuşmalarından meydanı dolduranlardan çoğunun Ermeni olduğu anlaşılıyordu. İçlerinden birine sordu:
Bu kalabalık nedir bir şey mi var?
Yazının tamamını okuyun »
Kas 13
1884 yılında İstanbul’da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Kolejini bitirdikten sonra Rıza Tevfik Salih Zeki gibi şöhretlerden felsefe sosyoloji ve matematik dersleri aldı. Çeşitli okullarda öğretmenlik müfettişlik yaptı. Üniversitede Batı Edebiyatı dersleri verdi. Anadolu hareketlerine katıldı. Onbaşı ve çavuş oldu. İkinci kocası Dr. Adnan Adıvar’la Amerika’ya gitti. Onbeş sene gurbette dolaştı. 1964 yılında 80 yaşında vefat etti.
Halide Edip kendisine öğretmenlik yapmış olan Matematikçi Salih Zeki Bey’le evlenmişti. İlk yazıIarı “nesir-şiir” halindedir. İlk romanları basit biyografi romanlarıdır. Kadın ruhunu Handan’da çok iyi anlatır. Kalb Ağrısı Zeynonun Oğlu Mev’ut Hüküm bu tipte eserlerdir. Daha sonra Kurtuluş Savaşıyla ilgili Vurun Kahpeye Ateşten Gömlek gibi sosyal amaçlı ve Ziya Gökalp’ın fikirleriyle yoğrulmuş Yeni Turan gibi romanlar da yazmıştır.
Yazının tamamını okuyun »
En Son Yorumlar